Gün Görmeyen Ülke

Bu ülkenin insanları her doğan güne yeni bir gün gibi ne zaman bakacak?

Ülkenin bir kısmı sadece hayatta kalmak için uğraşırken bir kısmı da yarını veya geleceği değil sadece yaşadığı günü kurtarmaya çalışarak yaşıyor.

Her gün gelecek adına olan ümitler azalıyor.

Haftasonu Güngören'de patlayan bombalar ülke vatandaşlarının yüreklerini dağlasa da üzerinde uzun uzun düşünmek gerekiyor. Başlangıcı ve sonrası hakkında.

İnsan canına kastedenlerin gazete başlıklarına bakarak "yanlış mı yaptık acaba?" demeleri mümkün mü? İnsan hayatını amaçlarına giden yolsa sadece bir rakamdan ibaret olarak görenlere karşı neler yapılabilir? Sokaklara milyonlarca insan dökseniz bu insan müsvetteleri yaptıklarından vazgeçerler mi?

Bu konuda vatandaşın yapacağı fazla bir şey yok. Büyük güçler arasında piyon rolü oynamak tüm dünyada ki normal vatandaşların ölene kadar sürdüreceği bir rol galiba.

Bu patlamayı kimin yaptığının bence fazla bir önemi yok. Kim yaparsa yapsın, bir taraf diğer bir tarafa mesaj veriyor, diğer tarafta bu mesajı alıyor. Olay bu. Arada ölen masum insanlar ise bu mesaj trafiğinin kurbanları. Hiç bir büyük terör eylemi, arkasında bir devlet ya da bir gizli servis olmadan yapılamaz. Ülke yangın yerine dönerken devlet kademesindekilerin bu olayla ilgili şifreleri çözdüğünü düşünüyorum. Gazete ve TV'lerde ki yorumlar veya görüntüler ise tamamen yanlış yönlendirme.

İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürü neden hâlâ o koltuklarda oturuyorlar peki? İnsanın ne vicdanı ne aklı bunu almıyor değil mi? O insanlar hiç olmazsa vatandaşların ruhlarını tazelemek adına istifa etseler ya da devlet onları kamu vicdanı için görevden alsa ne olur? Neden olmaz? Neden yapılmaz bu? Yoksa bu insanlar halka açıklanmayan yüzlerce büyük terör olayını mı engellediler? O yüzden mi hâlâ oradalar? Bu iş neden bu kadar zor?

Ülke gitgide ortasından ikiye bölünmek üzere. Açılan davalar, hukuk kurumunun düştüğü durumlar, bazı yayın organlarına yapılan bilinçli servisler üzerinden kamuoyu oluşturma, tüm kurumlarda yaşanan iki kutupluluk....

Nereye gidiyoruz?

Siyaset denen olgunun aslında bir çadır tiyatrosu olduğunu ne zaman anlayacağız?

Peşinden koştuğumuz politikacıların iç yüzlerini algılamak bu kadar zor mu? Hangisi hangisinden daha iyi, hangisi önce kendisinin, sonra yakın çevresinin, sonra partisinin çıkarını düşünmüyor?

Bu sıralamada biz ne zaman birinci sıraya geleceğiz?

Ne zaman?

Hiç yorum yok: